art-core.tv / 25.05.2010
Elgiz Çağdaş sanat müzesinin düzenlediği ,Koleksiyonerler Konferansının ilk konuğu Belçikalı Cooreman ailesiydi.Kendileriyle görüşmek üzere buluşmaya gittiğimde Can ve Sevda Elgiz’in seçmiş olduğu ve halen müzede sergilenen eserleri inceliyorlardı.Dikkatimi çeken her ikisinin de her bir eseri ne kadar yakından tanıdığı oldu.Nerde sergilendiğinden tutun,sanatçısının özel yaşamına kadar pek çok şeyi eserin karşısına geçip anlatıyorlardı etraflarındakilere.Bu da çok uzun bir zamandır çok severek sanat topladıklarını gösteriyordu.Her ikisi de son derece mütevazi ve sakindiler,ama basından gelen hemen herkese vakit ayırıp sorularını cevaplamak için ciddi bir uğraş gösterip konferanstan önce herkesin sorularını yanıtladılar.Bu kısım belli ki onlara büyük heyecan veriyordu ….
Tüm misafirler geldi ve konferans başladı.Toplam 1.30 saat süren ve sonunda soru cevap kısmının da bulunduğu konferansda soru cevap kısmı sitemizdeki mevcut videoda sesden kaynaklanan bir sorun nedeniyle bulunmamaktadır.Ancak en başta kendisine yönelttiğim sorularla hemen hemen aynı sorular yöneltildi kendisine....
P.Y:Bay ve Bayan Cooreman nasıl bir anda sanat toplamaya karar verdiniz ve koleksiyoner olmaya başladınız.?
W.C: Biz aslında çok da farkında olarak başlamadık.Önce bir eser aldık sonra ikincisini,zaten 2 eseriniz varsa artık bir koleksiyonersizindir..Ve sonra da bu böyle büyümeye devam eder.Bizim için sanat toplamak zihinsel bir ihtiyaç adeta,aynı şekilde tiyatroya,görsel sanatlara ,kitaplara,yazarlara,şairlere de hayatımızda hep saygı duyarak ilgi beslemişizdir.Bunlar bizim hayat biçimimiz,işimiz için harcadığımızdan daha çok zaman harcıyoruz nerdeyse, Hayatımıza çok büyük anlam katıyor.Zevk alıyoruz.
P.Y:İlk aldığınız eser neydi?
W:C:Koleksiyonumuza ilk kattığımız eser Pierre Caille ‘nin eseridir.Kendisi Belçikalı bir artisttir ve Rene Magritte’den sonra en çok tanınan Belçkalı sürrealist Paul Delvaux’nun da çok yakın arkadaşıydı.Son derece kendine özgü trenler,çıplak kadın erkek figürleri hemen ayırdedilmesini sağlar.Pierre Caille ‘de o ekolden gelen resim ve seramik bazlı heykel üretimleri olan bir sanatçıdır,eseri halen bizimle birlikte,herhangi bir müzeye vermedik...
P.Y:Topladığınız eserlerin hikayeleri var mı? Nelerden etkilenerek karak veriyorsunuz.?
W.C : Elbette hemen hemen hepsinin bir hikayesi var.Çünkü biz herşeyden önce sanatçıyı tanımak ve dolayısıyla eseri çok iyi anlamak istiyoruz.Her aldığımız eserin yaratıcısı halen bu gün bile görüştüğümüz dostlarımız oldu zaman içinde.Belki sadece % 3’ünü tanımıyoruzdur bu sanatçıların.Sanatçıyı tanımak çok önemli eserle kurduğu ilişkiyi anlamak...Bu konuyla ilgili bir örnek olarak;çok eskiden Lukas Dubenhögger adlı bir sanatçıyla tanıştık.O zaman onun bir eserini almaya henüz hazır değildik. Kendisi de sanat dünyasına çok yakın durmayan,daha çok dışında olmayı tercih eden biraz da agresif biriydi.Ama biz onu uzun yıllar takip ettik,sergilerini gezdik.Sonunda koleksiyonumuza dahil oldu,bu esnada biraz geç kalmıştık aslında ama aldığımız her eserin yaratıcısını tanıyıp eseri anlamayı tercih ediyoruz.Hatta sanatçı dostlarımızın yolladıkları tebrik kartlarından tutun,bize verdikleri hediyelere kadar onlara ve beraber geçirdiğimiz anlara ait şeyleri de saklıyoruz.
P.Y: Bundan anladığım daha çok fuar ve sergilerden değil birebir tanıdığınzı artistlerin işlerini alıyorsunuz...
W:C: Bazen uluslarası fuarlardan da eser alıyoruz elbette,galerileri de takip ediyoruz.Ancak çoğunlukla genç galerilerle çalışmayı tercih ediyoruz.Onları uzun süre takip edince zaman içinde bu ilişkiler de oluşuyor zaten . Mesela Frieze sanat fuarında Amerikalı artist Sarah Baker’ı tanımış ve eserlerinden çok etkilenip hemen koleksiyonumuza dahil etmiştik.Sarah Baker video sanatçısı ve bu fuara katıldığı işlerden biri ‘’A Portrait Of Bill May’’ adlı videosunu izledik ve eşimle çok etkilendik.Çünkü videonun konusu senkronize yüzme yarışmasında geçiyordu ve Bill May burdaki yarışmacı takımın ekip başıydı.Biliyorsunuz bu yarışma sadece bayanlar içindir.Fakat Bill May takımla inanılmaz bir uyum ve estetikle beraber yapıyordu gösteriyi.Muhteşem bir performans sergiliyor olmasına rağmen ödül alamıyordu bir türlü.Burda kadın ve erkek arasındaki otorite ve güç dengesizliğine gönderme yapılıyordu ve bu evrensel bir konudur.Aynı şekilde yine Sarah Baker’ın bu fuarda sergilediği bir başka video işinde de kendisi TV da bir yetenek yarışmasına katılarak Amerikada çok bilinen bir şarkıyı seslendiriyor.Ama sesi o kadar kötü ki ,dinlemesi pek keyifli değil.Şarkının adı ‘’ I Have Nothing’’ ...
P.Y: Kaç yıldır koleksiyon yapıyorsunuz?Daha çok hangi bölgeden sanatçılar?
W:C: 35 yıldır.Çoğu Avrupalı sanatçılar.Bi miktar Amerikalı da var.Bu da demek oluyor ki bundan sonra daha çok Avrupa ‘da hep geri planda kalmış henüz yeni yeni ortaya çıkan Polonya’lı,Romanyalı sanatçıları da tanmalı ve takip etmeliyiz.Aynı şekilde Çin,Hindistan ,Rusya ve tabi Türkiyeden de sanatçıları değerlendiremeye başlamalıyız.Buraya Sevda ve Can elgiz’in davetlis olarak geldik,onların yapmış oldukları bu müze özellikle tarihi anlamda Türkiye için çok önemli.Uluslarası bir koleksiyon ve çok değerli.Biz de Türk sanatçılarını daha çok görmeliyiz Avrupa ‘da.Bu galerilerin en önemli görevi.Tanıdığımız pek galeri ve sanatçı yok Türkiyeden.Sadece Rodeo galeri ve Galerist’i tanıyoruz fuarlardan... Bu daha çok olmalı,daha çok galeri Avrupa’da Türk sanatnı tanıtmalı.
P.Y: Kriterleriniz nelerdir eser toplarken.Sizi yönlendiren yardımcı olan birileri var mı?
W.C: Şimdiye kadar herhangi bir danışmanlık almadık.Sadece kendi beğenimiz bize yön verdi.Eserle kurduğumuz bire bir ilişkiyi seçim anında esas olarak aldık.Sanat dünyası sürekli değişim gösteren bir özelliğe sahip.Bu nedenle her türlü malzeme,madya veya kavramsal ya da lokal oluşu bizi yönlendirmedi.Her şey zaten değişiyor,küratörler,akademiler,koleksiyonerler,sanatçılar... herşey bu kadar değişim gösterirken belli kriterlere bağlı kalmak da doğru olmaz.
P.Y: Genç koleksiyonerlere önereceğiniz başka neler var ??
W.C: En önemli tavsiyem iyi bakmaları esere. Gördükleriyle karar vermeliler,duyduklarıyla değil..Kimseyi dinlemesinle çünkü duydukları yanlış olabilir.Burda üç kişiyiz örneğin.Siz A’yı seversiniz ,ben B’yi eşim de C ‘yi sevebilir.Koleksiyonu değerli ve özel yapan koleksiyonerle eser arasındaki ilişkidir...Bu hiz çok önemli,bunu esas almalıdır koleksiyoner.Bir de biz hiç bir zaman tek bir peni bile harcamadık yatırım mantığıyla sanat eserine.herhangi bir eseri de henüz satmış değiliz.Ancak yerimiz olmadığından ve bizden sonraki nesillere de ulaşmaları adına müzelere bağışlıyoruz.Eserlerin sizinle bir ömür boyu zaman geçirebilmesi çok önemli.26 yaşında aldığınız bir eseri hala 80 yaşınızda severek izleyip,onun gelişimini takip edebiliyorsanız bu gerçekten doğru bir seçim demektir.
Ama gördüğüm kadarıyla pek çok kimse yatırım için sanat eseri alıyor.Ben bir şirketin müdürüyüm eşim de öğretmen.Bizim en büyük zevkimiz ve hayatımıza anlam katan şey sanat eseri toplamak. Kimisi Tv seyretmekten,futbol takip etmekten ya da fotoğraf çekmekten zevk alır.Sanat bizim hayatımızı renkli ve anlamlı kılıyor.
Bir de son bir şey ilave etmek istiyorum; ölüme yaklaştığımızda bi tek şeyi rahatlıkla söyleyebilmeliyiz.’’Ben yaşadım ‘’.Sanat bizim için ne kadar anlamlı ve güzel yaşadığımızın kanıtıdır.Ben bunu söyleyebilirim rahatlıkla..
Müthiş bu heyecanı sizden duymak ve anlattıklarınız çok değerli.
Vakit ayırdığınız ve güzel sohbetiniz için çok teşekkürler.Umarım İstanbul ‘da güzel vakit geçirirsiniz.
W.C: Burda olmak bizim için harika bir deneyim.Şehriniz çok büyük ve karışık.Hele bizim gibi Belçika ‘da küçük bir kır evinde yaçayan insanlar için.Hele trafiğiniz inanılmaz. Burda tarfikte başarılı olan dünyanın her yerinde usta şoför olur,hatta daha da fazlası belki yarışalara katılabilir....
Pınar Yiğitoğulları




YORUMLAR
Üye değilseniz kayıt olmak için tıklayın.